İstanbul çarpıcı bir yağmurla karşılaştı; metrekareye yaklaşık 270 kilogram yağmur düştü. Peki, bu kent her yoğun yağışta sel tehdidi ile mi karşılaşacak?
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, mega kentin bir daha felaket yaşamaması için hangi stratejilerin uygulanabileceğini açıkladı. Kurnaz ayrıca hızla atılması gereken iki kritik adımı da belirtti.
İstanbul’da sel riskini artıran iki unsur: Aşırı yağış ve betonlaşma
Sputnik Türkiye’ye konuşan Prof. Dr. Levent Kurnaz, son sel felaketinin iki nedenini şöyle özetledi:
Yağmur neden afete dönüşüyor? Suyun aynı anda aynı noktaya ulaşması
Sel risk haritası ortaya koydu: Dereler yatağını talep ediyor
İstanbul’da üzeri kapatılan dere yataklarının en kritik bölgeler olduğunu ifade eden Kurnaz, ‘Dereler yatağını talep ediyor’ dedi ve sebebini şu şekilde açıkladı:
Bunun amacı taşkın anını hem düşürmek hem de geciktirmektir; bunun yanında başka faydası da vardır: aynı su kuraklık döneminde yeraltı suyunu besleyerek yaz aylarında şehri serinletmektedir.
İstanbul hem sel hem de kuraklık yaşayan bir şehir olduğundan bu yaklaşım iki sorunu aynı anda ele almaktadır.
İstanbul için sünger şehir uygulaması yeterli olur mu?
Böyle uygulamalar sıkça meydana gelen orta şiddetteki yağmurlar için oldukça etkilidir ancak metrekareye 270 kilogram gibi uç noktalarda tek başına yeterli değildir.
2021 yılında Çin’in Zhengzhou kenti sünger şehir yatırımı yapılan kentlerden biri olup saatte 200 milimetreyi aşan yoğun yağışta ciddi kayba uğradı.
Bu nedenle sünger şehir uygulamaları derelere yer açılmasıyla birlikte değerlendirilmelidir.
İstanbul’da uygulanabilecek birçok alan mevcut: okul bahçeleri, cami avluları, geniş otoparklar, alışveriş merkezlerinin çatısı gibi çeşitli imkanlar kullanılabilir.
En ucuz ve hızlı çözüm ise kentsel dönüşümdür; yeni projelerde parsellerin kendi yağmurunun bir kısmını tutmasını zorunlu hale getirerek şehir kendini yenilerken süngerleşebilir.
İstanbul’da sel riskini azaltmak için ilk ne değişmeli? İlk adım dere yataklarıdır.
Suyu yönetmenin yollarından biri de öncelikle dere yataklarına yeni yapı izni verilmemesidir.
Mevcut riskli yapılar için aşamalı dönüşüm planları oluşturulmalıdır.
Her yeni yapının kendi yağına ait olan belli miktarda hacmi tutmasını zorunlu hale getirmek de ikinci adımdır.
Üçüncü olarak ise yasaların uygulanarak dere vadilerindeki bodrum katlarda yaşamaya son verilmelidir.
Bu üç adım büyük mühendislik projelerinden çok daha düşük maliyetlidir fakat etkileri kalıcı olacaktır.
Bir sonraki aşırı yağışa ne kadar hazırlıklıyız?
Tahmin açısından iyi durumdayız; meteoroloji uyarıları zamanında yapılmaktadır.
Ancak hangi mahalleye ne kadar yağmur düşeceğini saatler öncesinden kesin bilmek bugün bile oldukça zordur.
İyi haber ise suyunun nereye gideceğini önceden kestirebilmemizdir çünkü arazinin şekli değişmez.
Eski dere yatakları ile vadi tabanları bellidir ki bunlarla ilgili haritalar çıkartılmıştır.
Asıl eksiklik ise bu bilginin mahalle düzeyine kadar ulaşmamış olmasıdır.
Bireysel düzeyde basit bazı kurallar hayati önem taşımaktadır:
Hızla akan 15 santimlik sular bile yetişkinleri devirebilirken biraz daha derin sular araçları sürükleyebilir.
Su basmış alt geçitlere girilmemeli veya akan suların içinden geçilmemelidir;
elektrik riski nedeniyle de su birikintilerinden uzak durulmalıdır.
Bu kötümserlik değil verilere dayalı gerçekçilikten kaynaklanmaktadır.
İstanbul’da sel ile mücadelede dört model: Kopenhag, Rotterdam, Seul ve Çin örnekleri nelerdir?
Kopenhag 2011 yılının yazında iki saat içerisinde yaklaşık 150 milimetre kadar yoğun bir yağış aldı ve yaklaşık 1 milyar dolarlık zarara uğradı.
Sonrasında ise sağanak planlaması geliştirdi.
Yirmi yıla yayılan yaklaşık 300 projeyle bazı caddeleri ve parkları büyük sağanaklarda güvenle denize taşıyacak şekilde yeniden düzenlemekte.
Rotterdam ise sulama meydanları oluşturdu.
Kuru havada çocukların basketbol oynadığı meydanda sağanakta milyonlarca litreyi tutabilen havuzlara dönüşmektedir.
Seul ise üstü yol olan Cheonggyecheon Deresi’ni tekrar açtı.
Bugün hem taşkın koridoru hem de kentin en sevilen parkıdır.
Çin ise 2015 yılında başlatılan programla kent alanlarının büyük kısmının yağan sudan %70’ini tutmayı hedeflemektedir.
Bence İstanbul’a en uygun olan modeller şunlardır:
Rotterdam’ın meydan tasarım modeli yoğun dokulu mahallelerimize uygundur.
Kopenhag’ın “Büyük sağanakta hangi cadde güvenli akabilir?” sorusu her ilçe özelinde sorgulanmalıdır.
Seul’ün yaptığı gibi bazı derelerimizi yeniden açmak da hayal değildir.
Hepsi tek seferde gerçekleşmez fakat gelecek büyük sağanağa kadar atılacak her adım önemli olacaktır.