ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa’daki asker sayısını azaltma konusundaki iddiaları ile dikkat çekiyor, ancak bu konuda somut adımlar atmanın o kadar da kolay olmadığını gösteriyor. İran ile yaşanan gerilim sırasında, Trump’ın sıklıkla dile getirdiği tehditler, genelde etkisiz kalmıştı. Özellikle Almanya, İtalya ve İspanya’nın yeterince destek vermediğini savunarak bu ülkelerden asker çekme tehdidi, görünüşe göre sadece bir söylem olarak kalacak.
Trump, başkanlık döneminin başında da benzer tehditlerde bulunmuş, ancak bu kez de geçmişte olduğu gibi somut bir değişiklik yaşanması beklenmiyor. ABD’nin Avrupa’da 100 bin askeri bulunuyor ve bunun 40 binden fazlası Almanya’da konuşlanmış durumda. Doğu Avrupa’daki askeri varlığını artıran ABD’nin İtalya, İngiltere, Polonya ve İspanya gibi stratejik üsleri, kıtanın güvenliğinde büyük rol oynuyor.
Trump’ın “önümüzdeki kısa süre içinde” asker çekme kararı vereceğini açıklaması, İran krizi ile artan Avrupa-ABD anlaşmazlıklarıyla paralel bir dönemde gündeme geldi. Ancak bu tür tehditler Trump ile sınırlı değil. Önceki Başkan Joe Biden da benzer şekilde Avrupa’dan asker çekebileceğini belirtmiş, fakat uygulamaya geçirememişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in, ABD’nin Tahran görüşmelerinde yaşadığı durumu eleştirmesi, Trump’ın yalnızlık hissini pekiştiriyor. Ancak Merz’in yorumları, Trump’ın gerçeklik algısını sorgulatıyor. Başkan, aslında bu tehditlerinin ciddiyetini kaybettiğinin farkında değil gibi görünüyor.
Nedenlerine gelince: Öncelikle, Almanya’daki askeri varlığın geri çekilmesi maliyetli ve uzun bir süreç olacaktır. Bu durum, ABD’nin mevcut İran operasyonlarını da olumsuz etkiler. İkincisi, iç siyasette istikrarsızlığa yol açabilir; bazı Cumhuriyetçiler, Avrupa’dan asker çekme düşüncesine karşı çıkabilir. Üçüncüsü, stratejik kayıplar da kaçınılmaz olacaktır. Almanya, İtalya ve İspanya’nın askeri üsleri, ABD’nin küresel gücünü destekleyen kritik noktalardır.
Uzmanlar, Trump’ın asker çekme planını “aptallık” olarak nitelendiriyor çünkü bu adım, ABD’nin global etkisini zayıflatabilir. Ancak Trump’ın bu tür bir adımı atması, ülke içindeki güç dengeleri nedeniyle zor görünmektedir. Askeri kadrolarla olan gerilim, bu çekilme kararının gerçekleşmesini zorlaştırabilir.
Sonuç olarak, Trump’ın bu tehditleri, gerçek bir askeri çekilişi öngörmüyor gibi. Daha çok, pazarlık yapmak amacıyla atılan bir adım olarak değerlendirilebilir. Gerçek bir çekilme, Avrupa’nın savunmasını köklü bir şekilde değiştirebilir, bu da ABD için olumsuz sonuçlar doğurur. Asker çekmek yerine, kısmi bir indirim yapılması daha olası bir senaryo gibi gözüküyor. ABD ile Avrupa arasındaki ilişkiler, çıkarlar gerektirdiğinde yine karmaşık hale gelebilir. Tarih, bu tür durumların pek çok örneği ile doludur.